T.C. Mİllî Eğİtİm BakanlIğI
İSTANBUL / FATİH - İstanbul Lisesi

Öğrencilerimizin SABIR hakkındaki yazıları

 

     Nedir sabır? Bazen bir umut, bazen büyük amaçlara giden yolda çekilen dert, bazen ise boşa bir bekleyiştir sabır.

 

 

                İnsana ne kazandırır sabırlı olmak? Sabır çok şey kazandırır aslında çünkü çok büyük bir erdemdir sabır. Beklemek, bekleyebilmek zor bir iştir; herkes yapamaz. Yapabilenler ise hayatta bir adım öndedir. Sabredebilen insan sakin insandır ve bir insan sakinse hayatını çok daha kolay devam ettirebilir. Hayatın insanın sinirlerini yıprattığı anda sabreden insan bu zorlu zamanları çok daha kolay aşabilir. Sabretmeyip zamanı gelmeden atılım yapan insanlar çoğu zaman başarısızlıkla cezalandırılmıştır. Ancak sabretmeyi bilen insan nerede ne yapması gerektiğini bilir. Bu yüzdendir ki hayatta daha başarılı olur. Çoğu insanın heyecanlanıp panik yaptığı anlarda onlar sakin kalır ve sabrederler. İşte bu yüzden sabredenler mutlaka meyvesini alır.

 

 

                Sabrın iyi özelliklerini söyledikten sonra bu konuda dikkat edilmesi gerekenleri de söylemeden geçmemeliyiz. İnsan sabretmelidir, evet, ancak nereye kadar sabretmesi gerektiğini de bilmelidir. İnsan sabrederken işte bu noktayı kaçırırsa hayatın ona verdiği fırsatı kaçırmış demektir. İşte bu yüzden sabretmek tahammül etme boyutuna varmamalıdır. İnsan alışmamalıdır o sabrettiği şeye. Zamanı geldiğinde atılım yapmalıdır ve o durumu sonlandırmalıdır.

 

 

                İşte bu ikisinin dengesini kurabilen insan hayatta en öndedir. İnsan sabretmelidir, evet, ancak sadece sabretmesi gereken yere kadar. Eğer o noktayı aşarsa o kadar sabretmesi hiçbir işe yaramamış demektir.

 

 

Erdoğan Ata GEZEN

9-E   142

 

 

 

                 Bir kitapta okumuştum: Kader her zaman önüne iki seçenek sunar:seçmen gereken ile seçtiğin. Hayatımız yaptığımız seçimlerden oluşur diyoruz ama aslında hayatımız yaptıklarımız kadar yapmadıklarımız, yapamadıklarımız. Sevdiklerimiz kadar sevmediklerimiz, başardıklarımız kadar başaramadıklarımız ve elimizde bir ömür boyu tuttuklarımız kadar kaybettiklerimiz de. Yani hayat sabrettiğimiz kadar bizim. 

 

                 Sevdiklerimiz başta kusurlarına sabredip, sonra kusurlarını sevebildikten sonra bizim. Sevmediklerimiz, biz onlara dayanabildiğimiz kadar bizim. Sabretmekten vazgeçtiğimiz an başkalarının. Başardıklarımız biz ne kadar sabredip emek harcarsak, o kadar değerli, o kadar güzel, o kadar bizden. Başaramadıklarımız da bir şans bizim için. Belki de sabretmek, ders almak ve yenilerini başarabilmek için kilidin tek anahtarı.  Sevgi, arkadaşlık, dostluk eğer bir ömür sabredersek bizimle, eğer bir ömür sabredersek elimizde, dilimizde, gönlümüzde. Öyle hemen kızıp, fırlatıp atmazsak bizde. 

 

                 En kötüsü ama en güzeli de kaybettiklerimiz değil mi aslında? Bizi adam eden, bize kadir kıymet bildiren, aklımızı başımıza getiren de kaybettiklerimiz. Bizi en çok seven de o olmalı ki kıymeti bizde bir o kadar fazla. Hayatta kaybettiği ya da başaramadığı her şey için insan kendini suçlamamalı, demişti bir dost. Ne kadar haklıymış, sabrettiğimde öğrendim. 

 


                                                                                                                                                                       Duygu Coşar

 

     


                         Sabır… Bir olaya veya duruma katlanmayı belirten bu özellik, her zaman bir insanda aranan en büyük erdemlerden biri olmuştur. Başına gelenlere sabretmek, sabırlı olmak… Her zaman önemli olduğu düşünülmüştür, ama ne için, ne kadar sabretmeliyiz, ya da sabretmeli miyiz ki? Sabretmeyi boyun eğmek gibi mi algılamalıyız? Bize bir şey söyleyen herkese sabretmeli miyiz, yani boyun eğmeli miyiz? Bu sözlerin haklarımızın bazılarının elimizden alınması için kullanıldığını anlamamız ne kadar sürecek?

 

                  Neye sabretmemiz gerektiğini iyi seçmeliyiz, evet; ama sabretmemiz gereken şeyler de var elbet. Biliyorum, biraz kafa karıştırıcı oldu; ama anlatmak istediğim herkesin kendi değerleri olması gerektiğidir. Herkesin kendi değerleri çerçevesinde bir dünya görüşü bir “felsefesi” var ve herkes herkese kendi görüşlerini benimsetmeye çalışıyor. Evet, sabretmeliyiz. Kulaktan duyma bilgilerle konuşanlara, başkalarının görüşlerini kendi görüşleri gibi söyleyenlere, bu millete asıl hainliği yapanlara sabretmeliyiz. Sabretmeliyiz; ama asla boyun eğmeyeceğiz. Çalışacağız, başkalarının söylediklerine değil kendi şaşmaz doğrularımıza bakacağız, onları örnek alacağız. Baş koyduğumuz bu yolda elbet milletçe refaha ulaşırız.

 

 

                                                                                                                                                                     Yusuf PIRILDAR 

 

                                                                                                                                                                    

 

                   Bize hep sabrın ne büyük bir erdem olduğunu öğrettiler küçüklüğümüzden beri. “Sabreden derviş muradına ermiş.” dediler. Ne zaman bir şeyi çok istesek, “sabret,olur.” dediler. Fakat sabrın da bir sınırı vardır. Etrafımızda yapılan kötülüklere göz yumabiliriz, sabırla bekleyebiliriz her şey düzelir diye. Ama bu kötülüklerin içimizi kemirdiğini fark ettiğimiz an, artık sabretmek anlamsızdır. O andan itibaren gidişatı değiştirmek için bir şey yapmazsak, bu artık sabır değil; aymazlıktır, aldırmazlıktır. Nitekim tarihte birçok örnek de sabrın bazen gerçekten gerekli olduğunu, bazen de eli kolu bağlı insanlardan oluşan bir toplum yaratmaktan başka bir işe yaramadığını göstermiştir.

 

                   Milli Mücadele yıllarında sabretmek ifadesi altına sığınmış “tembel” bir topluma sahip olsaydık, şu anda hala başka bir milletin yönetimi ve baskısı altında olurduk. Ama biz Türk milletiyiz. İstiklal aşkı bizim en büyük silahımız. Her şeye sabretti de, bağımsızlığın elden gitmesine sabredemedi bu millet. Bardağı taşıran son damlaydı Kurtuluş Savaşı´nı başlatan, Mustafa Kemal´in önderliğinde...

 

                   Sabır kötü bir şeydir demiyorum, asla demem. Ama sabır ile aldırmazlık arasında ince bir çizgi vardır. İşte o çizgi, sabrın sınırıdır. Mühim olan aslında sadece sabretmek değildir. Mühim  olan, iki taraf arasında dengeyi bulmak, ne zaman sabredeceğini ve ne zaman harekete geçeceğini bilmektir.

 

 

 

 

DEMİR ER

9-E 15

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş Facebook  Paylaş twitter  Paylaş google  Paylaş linkedin
Yayın: 02.07.2013 - Güncelleme: 17.10.2017 15:34 - Görüntülenme: 1390
  Beğen | 6  kişi beğendi